Ve Dursun Önkuzu'nun babası Abdullah Önkuzu, o günlerde devrin yöneticilerine şu telgrafı çekiyordu:
"Oğlum Türk milliyetçisiydi, ama bunun karşılığında ihanet gördü, polis oğlumun cenazesini Gülveren civarında kaçırmıştır, üstelik bunu da bomba kullanarak yapmıştır. Onu arkadaşları son yolculuğuna taşırken bu engellenmiştir, oğlumu son kez koklatmadılar bana, oğlumun naaşını istiyor, katillerinin de bir an önce bulunmasını istiyorum..."
Önkuzu'nun naaşı her türlü girişime rağmen verilmiyordu ama arkadaşları naaşı polislerden alıyordu. Bunun karşılığında da yüzlerce genç tutuklanıyordu...
Ertuğrul Dursun Önkuzu ile ilgili, Devlet Gazetesinin yayınından:
Yenimahalle Cumhuriyet Savcısı Emin Kilislioğlu, 24 Kasım 1970 Salı günü, Dursun Önkuzu'nun ölümüyle ilgili olarak özetle şu açıklamayı yapar:
"Erkek Teknik Yüksek Öğretmen Okulu son sınıf öğrencisi dursun Önkuzu'nun 4. kat penceresinden atıldığı ortaya çıkmıştır. Öğrencinin 11 metre irtifadan düştüğü zemin taştır, kendiliğinden atlamasına veya oradan düşmesine imkan yoktur. Pencereden atılmak suretiyle ölmüştür.
Ayrıca, Dursun Önkuzu'nun ölümüyle ilgili bazı öğrenciler nezarete alındı. Olayı yaratanlar, okuldan kaydı silinen solcu öğrenciler olabilir. Bu konunun üzerinde durulmaktadır."
Ertuğrul Dursun Önkuzu'nun katillerini bulmak için seferber olan Ankara Emniyet Müdürlüğü Cinayet Masası ile Birinci Şube ekipleri, şimdiye kadar Akif Atasayan, Ali Kadıoğlu, Adnan Altıparmak, Fikri Ayhan, Sabri Uyar, Erdinç Gündüz adlarındaki öğrencilerin "katil zanlısı" olarak arandığını, İm öğrencilerden Akif Atasayan ile Erdinç Gündüz'ün yakalandığını belirtilir.
Polis selleri Atasayan'ın katil oluğunu ileri sürer ve "durum muhakeme sonundu aydınlığa kavuşacaktır” der ve diğer katil zanlısı öğrencilerin aranmakta olduğunu söyler.
Ertuğrul Dursun Ön-kuzu'nun ölümü ile ilgili olarak Yenimahalle Savcılığında yapılan soruşturma sonunda olaya adı karışan dört öğrencinin tutuklanmasına karar verilir.
Öğleden sonra Savcılık, dosyayı Sulh Hâkimliğine verir ve mahkeme tutuklama kararı alır. Mahkeme, hazır bulunan Akif Atasayan'ı tutuklar. Haklarında gıyabi tutuklama kararı verilenler şunlardır: Adnan Altıparmak, Mehmet Ali Kabakoğlu, Sabri Uyar.
Otopsi yapılan Dursun Önkuzu'nun raporu, 25 Kasım 1970 Çarşamba günü, açıklanır.
Yapılan otopsiye göre, durum kesin olarak ortaya çıkmıştır. Raporda vücuttaki yaraların hem düşmeden, hem de darptan olabileceği, belirtilmiştir.
Hesabını Soracağız
Ülkü Ocakları Birliği yöneticileri, 24 Kasım 1970 Salı günü, bir açıklama yapar.
Yapılan açıklamaya göre, Dursun Önkuzu'nun babasının Ankara'ya geldiğini, cenazeyi bu akşam alacaklarını ve yarın da yapacakları dini merasimden sonra Zile'ye götürecekleri bildirilir.
TMTF Genel Başkanı Soner Karaman, 24 Kasını 1970 Sah günü, bir basın bülteni dağıtır.
Basın bülteninde, Ankara'da Erkek Teknik Öğretmen Yurdu’nun 4. katından bahçeye alılarak öldürüldüğü iddia olunan " öğrenci Dursun Önkuzu’nun öldürülmesinin hesabını sorulacağı" açıklanır
Olayı sert bir dille eleştiren TMTF Genel Başkanı Soner Karaman, cereyan eden bazı olayları da ele alarak şöyle der:
"Üniversitenin açılmasıyla sistemli olarak başlatılan hareketler kısa süre içerisinde bir çok fakülte ve yüksek okullarda derslerin aksamasına sebep olmuştur. Bazı öğretim üyeleri milliyetçi diye yıpratılmaya çalışılmaktadır. Öğrenciler saldırılara uğramakta, dövülmekte ve öldürülmektedir. Bu şartlar altında üniversite ve yüksek okulların açık tutulmasının bir yararı yoktur. Türkiye'de bütün üniversiteler kokuşmuştur. Bu kuruluşların açık tutulmasında artık bir fayda yoktur. Büyük milletimizin kendi eserine ve çocuklarına sahip çıkacağı günler uzak değildir"
Ertuğrul Dursun Önkuzu'nun Cenaze Töreni
Ankara Erkek Teknik Yüksek Öğretmen Okulu yatakhanesinin 4. kat penceresinden atılarak öldürülen Ertuğrul Dursun Önkuzu'nun cenaze namazı, 25 Kasım 1970 Çarşamba günü, komşu il ve ilçelerden gelenlerle ve Ankara'daki ülkücü gençlerin katılmasıyla Maltepe Camiinde kılınır.
Cenaze namazı kılındıktan sonra tabut eller üzerine alınır ve Kızılay yönüne gidilmek istenir. Ancak, polisin Kızılay yönünde yol açmaması üzerine tören aksar. Milli Nizam Partisi Tokat Milletvekili Hüseyin Abbas, polisten yolu açmasını ister ve "komünistlere Kızılay'dan cenazelerini götürme izni verilmiştir. Bu milliyetçi gençler de şehit kardeşlerini Kızılay yönünden götürmeleri haklarıdır. Bu gençler şehit kardeşlerini götürecekler bunlardan kötülük gelmez" der. Polis şefleri, MNP milletvekiline şu karşılığı verir:
"Bize emir verilmiştir. Cenazelerin geçeceği bir güzergah vardır. Kanunlara herkesten önce siz uymalısınız. Maden cenazeyi Kızılay'dan geçirmek istiyorsunuz, buyurun bizim cesetlerimizin üzerinden geçin ve dilediğiniz gösteriyi yapın."
MNP milletvekili Hüseyin Abbas, polis şeflerinin bu sözlerin üzerine, "nizamlara uyanlar suçlu, ötekiler ise hep serbest dolaşıyor" diyerek, yürüyüşten ayrılır.
Yolun açılmaması üzerine Ankara Belediye Başkanvekili Muhlis Şensöz'ün Toplum Polisi Müdürü Yılmaz Sezgin'e yolu açması yolundaki teklifi de Sezgin tarafından reddedilir. Bunun üzerine öğrenciler, iktidar ve polis aleyhinde tezahüratta bulunur, çatışmalar olur.
Öğrencilere, ''Tekbir getirin" diyen Belediye Başkanvekili Şensöz, İçişleri Bakanı'ndan müsaade almak üzere müracaat ettiğini, cevap gelinceye kadar cenazenin bekleyeceğini söylen Maltepe Camiinden inen ana yoldaki trafik, ülkücü öğrencilerle polis yetkilileri arasında uzayan tartışmalar yüzünden tamamen durur. Bu sırada bazı Ülkü Ocaklı gençler, açıklama yapar.
Saat 14.30 civarında Ülkü Ocaklarından Aytekin Yıldırım adındaki bir öğrenci, yürüyüşe dahil bulunan öğrencilere şöyle hitap eder:
"Bizi oyuna düşürmek istiyorlar. Komandolar polise saldırdı dedirtecekler. Yapsınlar, dedirtsinler. Şimdiye kadar ne oldu? Sadece şehid verdik. Mason iktidar ve köpekleri bize pusu kuruyorlar. Polis bizim değil kendi güvenliğini bile sağlayamıyor. Başbakan, Milliyetçi öğrencilerin karşısına çıkıyor. Neden Siyasal Bilgiler Fakültesine ve ODTÜ’ye giremiyor? İktidarı tanımıyoruz. Demirel, kendine güveniyorsa, SBF’ye girsin, ODTÜ’ye girsin de görelim. Bugünün yarını da vardır. Kan ve kemik yığılacak ve o gün Türkiye kurtulacaktır."
Ülkü Ocakları Birliği Basın Sözcüsü Bahri Zorlu, cadde üzerinde bir basın toplantısı düzenler ve şunları söyler:
"Öğrencilerin sınavlara girme güvenliğini bile sağlayamayan bir iktidarı, biz iktidar olarak kabul etmiyoruz. Bizim hareketlerimize mani olmaya Demirel’in gücü yetmeyecektir. İktidar, masonlarla, Maocularla, komünistlerle tam bir işbirliği içindedir. Bunun en güzel örneği ODTÜ'dür. Mütevelli Heyeti üyelerinin iktidar tarafından seçildiği ODTÜ'de öğrenciler silah talimi yapmaktadır. ODTÜ tam bir kaçakçı ve eşkıya yuvasıdır.
Kaç kere yetkililere başvurduksa da ilgilenmediler. Bu şikayetlerimizi yaptığımız bir yetkili, bize 'sizin de silahlarınız var. Sizin silahlarınız yok mu? Siz de gidin onları vurun' dedi."
Maltepe Camii'nden Kızılay'a giden yolun açılması için sokak ortasında bekleyen ülkücü gençler, üç saat boyunca, ilahiler ve Bozkurt marşları söyler.
Bu sırada, 4 askeri GMC ile jandarma birliği kortejin önünden geçerek ara sokakta park eder. Bunun üzerine Ülkü Ocakları Birliği adına açıklama yapan Zorlu, "bizi ordu ile karşı karşıya getirmek istiyorlar. Arkadaşlar, direnmeyeceğiz, şehidimizi gönderip sessizce dağılacağız" diyerek, korteje dahil gençleri ikaz eder.
Daha sonra, ülkücüler, cenazeyi polisin tespit ettiği güzergahtan götürmeye razı olur. Budan sonra, cenaze arabası, Önkuzu'nun memleketi olan Tokat'ın Zile Bucağına götürülmek üzere yola çıkar.
Cenaze gittikten sonra öğrenciler dağılmaz ve Sıhhiye üzerinden Ulus'a doğru yürümeye başlar. Yürüyüşler sırasında iktidar ve Başbakan Süleyman Demirel aleyhinde devamlı tezahüratta bulunan ülkücüler, Radyoevi'nin önünden geçerken "kahrolsun Moskoflar", "Başbakan Süleyman istifa", "Menteşe istifa" diye bağırır.
Bunun üzerine polis, çok sayıda göz yaşartıcı bomba kullanır. Polisin saldırısı sırasında öğrencilerden yaralananlar olur, bu sırada olay yerinden geçmekte olan Emine Sardu adında 53 yaşındaki bir kadın da başından yaralanarak hastaneye kaldırılır.
Türk Ocağı önünde çatışmaların devam ettiği bir sırada, bir grup öğrenci tarafından Zile'ye götürülmekte olan cenaze, Site Öğrenci Yurdu yakınlarına geldiğinde, cenazeyi yurda götürmek isteyen öğrencilere Polisler şiddet kullanarak engel olur.
Polis, 5 kişiyi gözaltına alır. Gözaltına alman şahıslar şunlardır:
Mehmet Sakarya (Hukuk Fakültesi son sınıf öğrencisi),
Alparslan Aslan (Ankara Tıp Fakültesi 2. sınıf öğrencisi),
Mehmet Tuncay (Fen Fakültesi öğrencisi),
Mehmet Kaçan (Kadın berberi),
Cengiz Kalkan (şoför),
Mehmet Kural (Tapu Kadastro Okulu öğrencisi).
Ankara'dan Zile'ye götürülen Dursun Önkuzu'nun cenaze törenine;
Ankara Ülkü Ocakları Birliği,
Trabzon Ülkü Ocakları Birliği,
Zile, Turhal Samsun, Niksar, Amasya, Tokat Genç Ülkücüler Teşkilatları,
Tokat Öğretmen Okulu,
Zile Sanat Enstitüsü,
Amasya Kız ilk Öğretmen Okulu,
Ticaret ve Sanayi Odası,
Zile Belediyesi,
Zile Turizm Derneği,
Zile esnaf Kefalet Kooperatifi,
Zile Gençlik Teşkilatı,
Ülkücü Öğretmenler Sendikası,
Milliyetçi Öğretmenler Birliği,
Turhal Belediyesi ile Zile’ye yakın vilayet ve kazalardan binlerce kişi katılır.
Dursun Önkuzu'nun Zile Camii'nde kılman cenaze namazından sonra İstasyon Caddesi'ne doğru yürüyüşe geçilir ve mehter marşları söylenerek Zile Meydanı'na gelinir. Türk bayrağına sarılı tabutun başında Dursun Önkuzu'nun babası Abdullah Önkuzu, alanda bulunan onbinlece kişiye şunları söyler:
"Oğlum, Atatürk memleketi siz gençliğe emanet etmişti. Sen, bu emanete sahip çıktın ve bu yolda Türk milletinin baş düşmanı moskoflar tarafından katledildin. 60 sene yaşayıpta esaret içinde ölmektense yirmi yıl yaşayıp hürriyet içinde şehit olmak daha iyidir..."
Şehidimize Allah'tan rahmet diliyor, geride kalmışlarına da hayırlı uzun ömürler diliyoruz.